Sayın Medya Yöneticisi,

Basın Konseyi'nin Crowne Plaza Hotel'de 12 Mart 2005 Cumartesi günü düzenlediği ve sizin de katıldığınız (veya kuruluşunuzun temsil edildiği) toplantıda,
toplantıya katılan medya mensuplarının kararı gereğince "Medya Çalışma Grubu" oluşturulmuştu. Bu Medya Çalışma Grubu, bir sonraki hafta Salı günü, Basın Konseyi Merkezi'nde yaptığıtoplantıda beş hukukçudan kurulu bir "UZMANLAR GRUBU" oluşturulmasını ve bu Uzmanlar Grubu'nun konuyla ilgili bir rapor hazırlamasını kararlaştırmıştı.

Bu "UZMANLAR GRUBU"nun hazırladığı Yeni Ceza Yasası'nın iletişim (basın, ifade) özgürlüğünü ilgilendiren hükümlerine ilişkin raporu ektedir. Bu rapor hakkında İTİRAZINIZ VARSA HEMEN (mümkünse 24 saat içinde) Basın Konseyi'ne bildirmenizi rica ederiz. Rapor, sizlerin itirazları ışığında son Şeklini alacaktır ve yetkililere sunulacaktır.

Saygılarımızla,

Gökalp yazır
Genel Sekreter


23 Mart 2005

Sayın Oktay EKŞİ
Basın Konseyi Başkanı
İstanbul

Tüm medya temsilcilerinin katıldığı, 12.03.2005 günlü toplantıda oluşturulan Çalışma Grubunun verdiği görev uyarınca hazırladığımız, Yeni Türk Ceza Yasası'yla ilgili raporu bilgilerinize sunuyoruz. 23.03.2005


Doğan Grubu Merkez Grubu Basın Konseyi
(Hürriyet/Milliyet/Radikal/ (Sabah/Takvim/ATV) Yüksek Kurul Üyesi
Kanal D / Posta) Hukuk Müşaviri Av. Turgut KAZAN
Hukuk Müşaviri Av. Mehmet İPLİKÇİOĞLU
Av. Erem YÜCEL

(Not: NTV Hukuk Başdanışmanı Av.Fikret İlkiz yazılı katkıda bulunmuş, Anadolu'da Vakit Gazetesi Hukuk Danışmanı Av.Ali İhsan Karahasanoğlu çalışmalara katılmamakla birlikte yapılan öneriyi benimsediğini bildirmiştir.)

RAPOR


Ceza yasaları, bütün bir toplumu yakından ilgilendirir. Çünkü hak ve özgürlüklere, en çok bu yolla müdahale edilir. Dolayısıyla, ceza yasası, asla aceleye getirilemez. Metin uzun bir süreçte hazırlanır, kamuoyuna sunulur, tartışılır, yalnız parlamentodaki partiler arasında değil, toplumun çok geniş kesiminde mutabakat aranarak yasalaştırılır. Ancak böyle bir süreçte metnin çağdaş düzeye ulaşması sağlanır. Özellikle, iletişim (basın ve ifade) özgürlüğünü ilgilendiren kuralların, standartlara uygun olması şarttır. "Yasallık" ilkesi, "gereklilik" ve "orantılılık" ilkesi dikkate alınır. Ve mutlaka, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına bakılır. Örneğin, kamu yararı sözkonusu olduğunda, AİHM basın özgürlüğünü korumaya ağırlık veriyor. Bilgi ya da haber yayınında kamu yararı varsa, iletişim (ifade) özgürlüğünün kısıtlanamaması gerekiyor. Ama, yeni yasa iletişim (ifade) özgürlüğünü sınırsız yasakladığı gibi, basına potansiyel suçlu gözüyle baktığı için, bu suçların basın/yayın yoluyla işlenmesini ağırlatıcı neden sayıp bırakıyor. Böyle bir anlayış kesinlikle çağdaş değildir, kabul edilemez.
Ayrıca, ceza yasası 5-6 ay sonra yürürlüğe girmez, girmemelidir. En az 1 yıl, daha doğrusu iki yıl sonra yürürlüğe girmesi düşünülmelidir.

Oysa, Yeni TCY tasarısı, büyük bir telaşla, yaz sıcağında TBMM'ne sunuldu. Alt komisyon hükümet tasarısını önemli ölçüde değiştirmiş, adeta yeni bir metin hazırlamıştı. Tutarsızlıklar vardı, yanlışlar vardı. Üzerinde çalışma yapmak, konuşup tartışmak gerekiyordu.

Ama, "yeni" bir yasanın Avrupa Birliği Komisyonu tarafından 6 Ekim 2004'de açıklanacağı bildirilen İlerleme Raporu ile 17 Aralık zirvesini çok etkileyeceği düşünüldüğü için, çağrılara kulak asılmadı. Ve alt komisyonun bu "yeni" metni, içeriği tam tartışılamadan, eksiklikleri / yanlışları anlaşılamadan, Ağustos / Eylül aylarına sıkıştırılıp 26.09.2004 günü kabul edildi. Ceza Yasası gibi bir yasayı aceleye getirmenin, beklenmedik sorunlara yol açacağı çok anlatıldıysa da, işe yaramadı. Ve sonuçta, 80 yıllık birikime sırtını dönmüş, dili özensiz, sistematiği bozuk, cezaları ölçüsüz / orantısız bir metin, "büyük reform", "devrim" nitelemeleriyle yasalaşmış oldu.

Daha 2,5 ay önce (26.06.2004'te), iletişim (basın) özgürlüğüyle ilgili, 5187 sayılı Basın Yasası yürürlüğe girmişti. Bu yasa, demokrasimiz açısından önemli bir adım sayılarak, basın örgütleri tarafından desteklenmişti. Artık, basın yoluyla işlenen suçlar için hapis cezası verilmeyecekti. Ama, basın yasasından hemen sonra kabul edilen, 5237 sayılı Ceza Yasası, iletişim (ifade) özgürlüğünü ciddi biçimde sınırladığı gibi, basın yoluyla işlenen suçlara verilecek cezanın 1/2 veya 1/3 oranında artırılmasını öngörüyordu. Metinde hiç yer almayan zina tartışması bu tehlikeli maddelerin konuşulup anlaşılmasına engel oldu. Akademik toplantılarda dile getirilen eleştiriler, meslek kuruluşlarının değerlendirme ve önerileri hiç dikkate alınmadı.

Hatta, Ceza Yasası üzerine çalışanlar, 2,5 ay önce kabul edilen Basın Yasası'nın 28. maddesini bile geçersiz kılabilecek bir düzenleme yapıp bıraktılar.

Basın Yasası'nın 28. maddesinde "18. ve 22. maddelerdeki suçlar dışında ki suçlar için hükmedilen para cezaları, hürriyeti bağlayıcı cezaya çevrilemez" deniliyordu. Ancak, bu madde TCK'nun 5. maddesi ve 52/4. maddesiyle önemli ölçüde anlamını yitirmiş oldu. Artık, 1. Nisan'dan sonra, basın suçları için verilecek para cezaları ödenmezse pekala hapis cezasına çevrilebilme olasılığı doğmuştur. Bu, çok ciddi bir tehlikedir. İvedilikle düzeltilip değiştirilmelidir.

Ve TCK'nın 51. maddesine göre, hapis cezaları ertelenebilecek, ama para cezaları ertelenemeyecektir. Bu kural, cezanın kişiselleştirilmesini önleyeceği gibi, kesinlikle haksız ve adaletsiz sonuçlar verecektir. Mutlaka düzeltilmelidir.

Şimdi, yürürlük tarihi (01.04.2005) yaklaştıkça, iletişim (ifade ve basın) özgürlüğü açısından yaşanacak sorunlar gündeme gelmeye başladı. Başvurularla köşe yazıları ve tepkiler birbirini izledi. Çünkü, 1 Nisan'la birlikte ciddi sorunlar yaşanacağı apaçık ortaya çıktı. Elbet, bu sorunları görüp çözüm üretilmesi gerekir. Sorun, daha önce neredeydiniz denilerek geçiştirilemez. Nitekim, yasanın yaratacağı bazı sıkıntılara işaret ederek verilen değişiklik önerisi, yasanın çok büyük sıkıntılar yaratacağını apaçık gösteriyor.

Gerçekten, 8 Mart günü Adalet Komisyonu kayıtlarına giren ve alt komisyona gönderilen değişiklik önerisinin genel gerekçesi ile 1. madde gerekçesi aynen şöyle diyor:
Genel Gerekçe:
"1 Nisan 2005 tarihinden itibaren, Kanunun 62, 90, 116, 184 ve 235 inci maddelerinin uygulanmasında ciddi sorunların ortaya çıkabileceği değerlendirilmiş olup, bu maddelerde uygulamada çıkabilecek tereddütlerin ve sorunların önüne geçmek amacıyla, değişiklik yapılması zaruri görülmüştür."

1. Madde Gerekçesi:
"765 sayılı Türk Ceza Kanununun 59 uncu maddesinin karşılığı olarak düzenlenen, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 62 nci maddesinin diğer cezalardaki indirimi öngören birinci fıkrasının ikinci cümlesinde geçen indirim oranına, uygulamada sırf bu değişiklik nedeniyle hükme bağlanmış birçok dava dosyasının yeniden ele alınıp incelenmesini gerektirecek bir sürecin ciddi sıkıntılara sebebiyet verebileceği düşünülerek, 765 sayılı Türk Ceza Kanunundaki şekliyle muhafaza edilmesiyle bu sorunların giderilebileceği sonucuna varılmış olmakla bu değişiklik yapılmıştır."
Evet, çok basit bir takdiri hafifletici nedenler düzenlenirken bile, yanlış yapıldığı apaçık itiraf ediliyor. Yanlış yapılmıştır, çünkü aceleye getirilmiş ve çok sakıncalı bir yol izlenmiştir. Almanya'da, İspanya'da, Fransa'da ceza yasası yıllar süren çalışmalar sonucu yazıldı. İtalya'da halen çalışılıyor. Ama biz, 3 - 5 ay içinde, bir alt komisyon mesaisiyle sonuç almaya kalktık. Oysa, ceza yasası bütün toplumu yıllar boyu kuşatacak olan temel bir yasadır. Akademik ortamlarda düşünülüp tartışılarak, toplumla paylaşılarak, mümkün mertebe çok geniş mutabakat sağlanarak hazırlanmalıdır. Dili duru, Türkçe'si iyi, kesinlikle yanlışsız olmalıdır. Ve yapılan her düzenleme, yasallık ilkesine mutlaka uymalıdır.

Mevcut yasa, özellikle iletişim (ifade ve basın) özgürlüğü açısından, yasallık ilkesine aykırı düzenlemelerle doludur. Dolayısıyla, basın mensupları ciddi tehlikelerle karşı karşıya kalacaktır. Sorun yaratacak bu maddeler aşağıya çıkarılmıştır.

İntihar
Madde 84/3: Başkalarını intihara alenen teşvik eden kişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu fiilin basın ve yayın yolu ile işlenmesi halinde, kişi dört yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

5187 Sayılı Yasa
Madde 20: Cinsel saldırı, cinayet ve intihar olayları hakkında, haber vermenin sınırlarını aşan ve okuyucuyu bu tür fiillere özendirebilecek nitelikte olan yazı ve resim yayımlayanlar birmilyar liradan yirmimilyar liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır. Bu ceza bölgesel süreli yayınlarda ikimilyar liradan, yaygın süreli yayınlarda onmilyar liradan az olamaz.

Görüldüğü gibi, 2,5 ay önce yürürlüğe giren Basın Yasası'nın 20. maddesi ile yetinilmeyip "başkalarını intihara teşvik" suçunun basın yayın yoluyla işlenmesi durumu, bir ağırlatıcı neden olarak kabul edilmiş ve 4 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür. Aslında, Basın Yasası'nın 20. maddesi, çok tutarlı bir bütünlük içeriyor. Düşünülüp tartışılarak kaleme alındı. "Cinsel saldırı", "cinayet" ve "intihar" olaylarını, "haber vermenin sınırlarını aşarak", "özendirici nitelikte" yayınlamayı yasaklıyor. Doğrudur. Ve yaptırımı hapis cezası değil, para cezasıdır.

Ama Ceza Yasası'nın 84. maddesi ile ayrıca "başkalarını intihara alenen teşvik" suçu düzenleniyor ve bu suçun basın yayın yoluyla işlenmesi "4 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası" gerektiriyor. Eylemin suç sayılması için, belli bir kişinin muhatap alınması ve intiharın gerçekleşmiş olması aranmıyor. Yapılan yayının "başkalarını intihara teşvik" niteliğinde sayılması yetiyor.

Türk Dil Kurumu sözlüğüne bakıyoruz, "teşvik"i "isteklendirme", "özendirme" olarak açıklıyor. (TDK, Türkçe Sözlük, 1988, Ankara, Cilt:2, sh. 1465) Bu durumda, bir intihar haberi intihara teşvik (özendirme) sayılırsa, (yazılı basın açısından) iki yasayla karşı karşıya kalınacak. Ve son yasanın (TCY'nın) 4 yıldan 10 yıla kadar hapis tehdidi, görsel, işitsel, yazılı basının korkulu rüyası olacak.

Ayrıca, maddenin son fıkrasıyla, adam öldürme fiiline dolaylı faillik gündeme girebilecek. Özellikle, cezaevi ölüm oruçlarını konu alan haberler, "kasten öldürme suçundan sorumlu tutulmayı" gerektirebilecek.

Halen yürürlükte olan 765 sayılı Ceza Yasamızın 454. maddesi "Birini intihara ikna ve buna yardım eden kimse müntehirin vefatı vuku bulduğu takdirde üç seneden on seneye kadar ağır hapis cezasına mahkum olur" şeklindedir. Yani, başkasını intihara ikna ve yardım edilmesi sureti ile ölümün gerçekleşmiş olması aranmaktadır. Doğru düzenleme böyle olur. Ama şimdi, bir tehlike suçu yaratılarak, yasallık prensibine ayıkırı ve çok belirsiz bir düzenleme yapılmıştır, kesinlikle tehlikelidir. Basın Yasası'ndaki intihara özendirme (md. 20) suçu ile bu suçun ayrıştırılabilmesi için, madde mutlaka değiştirilip mevcut yasasındaki düzenlemeye dönülmelidir.

Hakaret
Madde 125: (1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden ya da yakıştırmalarda bulunmak veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir.
(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.
(3) Hakaret suçunun;
a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,
b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı,
c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle,
İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz.
(4) Ceza, hakaretin alenen işlenmesi halinde, altıda biri; basın ve yayın yoluyla işlenmesi halinde, üçte biri oranında artırılır.
(5) Kurul halinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi halinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır.

İsnadın İspatı
Madde 127: (1) İsnat edilen ve suç oluşturan fiilin ispat edilmiş olması halinde kişiye ceza verilmez. Bu suç nedeniyle hakaret edilen hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı verilmesi halinde, isnat ispatlanmış sayılır. Bunun dışındaki hallerde isnadın ispat isteminin kabulü, ancak isnat olunan fiilin doğru olup olmadığının anlaşılmasında kamu yararı bulunmasına veya şikayetçinin ispata razı olmasına bağlıdır.
(2) İspat edilmiş fiilinden söz edilerek kişiye hakaret edilmesi halinde, cezaya hükmedilir.

Kişinin Hatırasına Hakaret
Madde 130/1: Bir kimsenin öldükten sonra hatırasına en az üç kişiyle ihtilat ederek hakaret eden kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Ceza, hakaretin alenen işlenmesi halinde, altıda biri oranında artırılır.


125. madde ile "hakaret" ve "sövme" suçları birlikte düzenleniyor. Ayrıca, 127. maddede "ispat hakkı", 128. maddede "savunma dokunulmazlığı" ve 130. maddede "ölünün hatırasına hakaret" suçu yer alıyor. Hemen belirtelim ki, "hakaret" iletişim (ifade) özgürlüğünü olumsuz ve kolay etkileyebilecek bir suç türüdür. Bu nedenle, değerler dengesini iyi kurmak ve sınırları doğru çizmek gerekir. Özellikle kamu yararı sözkonusu olduğunda, toplumun bilgi edinme/gazetecinin haber verme hakkı öne çıkarılmalıdır. Basın hızlı hareket etmek ve güncelliği yakalamak zorundadır. Bu nedenle, doğrudan "sövme" dışındaki bir yayının, kolayca ceza tehdidi altına sokulması, AİHM kararlarına aykırıdır. Bugün Avrupa'da (Almanya başta olmak üzere) artık hakaretin suç olmaktan çıkarılması gerektiği konuşulup tartışılıyor. ABD'de zaten hakaret suç olmaktan çıkmış durumda. (Garrison V. Louisiana kararı) (Yrd. Doç. Dr. Öykü Didem AYDIN, TBB Dergisi, Temmuz/Ağustos 2004, sh.111) AİHM, hakaret nedeniyle açılan tazminat davalarındaki kararları bile, 10. madde süzgecinden geçiriyor. (1992, Castells V. Spain Davası)

Dünya böyle bir gelişimi yaşarken, 125. ve 127. maddelerle getirilen ölçüsüz sınırlama kabul edilemez. 125. madde önce iletişim (ifade ve basın) özgürlüğünü, sonra demokrasiyi öldürür. Ayrıca, 3. fıkranın (a) bendi ile (c) bendi ve 5. fıkra gereksizdir, tehlikelidir. Bir kere, kamu eleştiriye daha açık olmak durumundayken, ceza ağırlaştırılıyor. (c) fıkrasıyla eleştiri hakkını hepten yasakladığı gibi, türban ve benzeri tartışmalarda da ciddi sorunlar yaratacaktır. Ve 5. fıkra ile ceza katmerli olarak arttırılacaktır. 127. madde ise, gazetecinin "adil yargılanma hakkı" nı da sınırlamaktadır. Özal'ın Irak politikasını, bir koy / üç al yaklaşımını, 12 Mart'ı anlatırken Sadi KOÇAŞ'ın "makabline şamil kanunlar çıkaracağız" lafını, Nihat ERİM'in "hürriyetler üzerine örttüğü şalı" anlatıp değerlendirmek, ölünün hatırasına saygısızlık sayılıp cezalandırılacaktır. Hatta, KAVGAM'ın satışıyla ilgili bir haberde, HİTLER'i anlatmaya kalkmak yasaklanacaktır. Tüm bu nedenlerle, "şerefe karşı suçlar" başlıklı İKİNCİ KİTAP, İKİNCİ KISIM, SEKİZİNCİ BÖLÜM AİHS'nin 10. ve 6. maddelerine aykırıdır. Mutlaka değiştirilmelidir.

Haberleşme Gizliliği
Madde 132: (1) Kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini ihlal eden kimse, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Bu gizlilik ihlali haberleşme içeriklerinin kaydı suretiyle gerçekleşirse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(2) Kişiler arasındaki haberleşme içeriklerini hukuka aykırı olarak ifşa eden kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Kendisiyle yapılan haberleşmelerin içeriğini diğer tarafın rızası olmaksızın alenen ifşa eden kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
(4) Kişiler arasındaki haberleşmelerin içeriğinin basın ve yayın yolu ile yayınlanması halinde, ceza yarı oranında artırılır.

Konuşmaların Kaydı
Madde 133: (1) Kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaları, taraflardan herhangi birinin rızası olmaksızın bir aletle dinleyen veya bunları bir ses alma cihazı ile kaydeden kişi, iki aydan altı aya kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Katıldığı aleni olmayan bir söyleşiyi, diğer konuşanların rızası olmadan ses alma cihazı ile kayda alan kişi, altı aya kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.
(3) Yukarıdaki fıkralarda yazılı fiillerden biri işlenerek elde edildiği bilinen bilgilerden yarar sağlayan veya bunları başkalarına veren veya diğer kişilerin bilgi edinmelerini temin eden kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis ve bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Bu konuşmaların basın ve yayın yoluyla yayınlanması halinde de, aynı cezaya hükmolunur.

Özel Hayatın Gizliliğini İhlal
Madde 134: (1) Kişilerin özel hayatının gizliliğini ihlal eden kimse, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Gizliliğin görüntü veya seslerin kayda alınması suretiyle ihlal edilmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz.
(2) Kişilerin özel hayatına ilişkin görüntü veya sesleri ifşa eden kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Fiilin basın ve yayın yoluyla işlenmesi halinde, ceza yarı oranında artırılır.

Kişisel Verilerin Kaydedilmesi
Madde 135: (1) Hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydeden kimseye altı aydan üç yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) Kişilerin siyasi, felsefi veya dini görüşlerine, ırki kökenlerine; hukuka aykırı olarak ahlaki eğilimlerine, cinsel yaşamlarına, sağlık durumlarına veya sendikal bağlantılarına ilişkin bilgileri kişisel veri olarak kaydeden kimse, yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.

Verileri Hukuka Aykırı Olarak Verme veya Ele Geçirme
Madde 136: (1) Kişisel verileri, hukuka aykırı olarak bir başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Nitelikli Haller
Madde 137: (1) Yukarıdaki maddelerde tanımlanan suçların;
a) Kamu görevlisi tarafından ve görevinin verdiği yetki kötüye kullanılmak suretiyle,
b) Belli bir meslek ve sanatın sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle,
İşlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.

Özel yaşama karşı suçlar başlıklı İKİNCİ KİTAP, İKİNCİ KISIM, DOKUZUNCU BÖLÜM'deki düzenleme, yine yasallık ilkesi yönünden, sorun yaratacak bir düzenlemedir. Elbet, özel yaşamı, özel yaşamın gizli alanını korumak gerekir. Gizli dinlemeyi, gizli kaydı önlemek gerekir. Ancak, 132,133,134 ve 135. maddeler iletişim (ifade) özgürlüğünü ölçüsüz biçimde kısıtlama ve gazetecinin çalışma alanını sınırlama tehlikesi taşıyor. Getirilen cezalar çok ağır olduğu gibi, hiçbir hukuka uygunluk nedeni düşünülmemiştir. Örneğin, genel olarak "özel yaşamla", "özel yaşamın gizli alanı" arasında bir ayırım yapılmalıydı, yapılabilirdi. 132. maddeye, "gizli tutulması istenen" kaydı eklenebilirdi. 133. madde çok belirsiz bir düzenlemedir. Özellikle 2. fıkrası yasallık ilkesiyle hiç bağdaşmıyor.

Dokuzuncu Bölüm, bu durumuyla AİHS'nin 10. maddesine aykırıdır. Büyük sorunlar yaratacak, iletişim (ifade ve basın) özgürlüğünü kısıtlayacak, çok ciddi bir oto sansüre yol açacaktır. Tabii, bu arada kamu yararı gereği verilmesi gereken haberler yasaklanmış olacaktır.

Ayrıca, kişisel verilerin korunmasıyla ilgili 136. ve 137. maddeler basın/yayın dünyası için tehlikelidir. Hiç değilse, doğrudan özel yaşamı ilgilendiren, doğrudan o şahsa özgü verilerle sınırlı tutulabilirdi.

Suç İşlemeye Tahrik
Madde 214: (1) Suç işlemek için alenen tahrikte bulunan kişi, altı aydan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Halkın bir kısmını diğer bir kısmına karşı silahlandırarak, birbirini öldürmeye tahrik eden kişi, onbeş yıldan yirmidört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Tahrik konusu suçların işlenmesi halinde, tahrik eden kişi, bu suçlara azmettiren sıfatıyla cezalandırılır.

(218'e göre, basın yayın yoluyla işlenmesi halinde, ceza yarı oranında artırılır)

Suçu, Suçluyu Övme
Madde 215: (1) İşlenmiş olan bir suçu veya işlemiş olduğu suçtan dolayı bir kişiyi alenen öven kimse, iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(218'e göre, basın yayın yoluyla işlenmesi halinde, ceza yarı oranında artırılır)

Düşmanlığa Tahrik
Madde 216: (1) Halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimse, bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılayan kişi, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılayan kişi, fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması halinde, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(218'e göre, basın yayın yoluyla işlenmesi halinde, ceza yarı oranında artırılır)


Kanunlara Uymamaya Tahrik
Madde 217: (1) Halkı kanunlara uymamaya alenen tahrik eden kişi, tahrikin kamu barışını bozmaya elverişli olması halinde, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.

(218'e göre, basın yayın yoluyla işlenmesi halinde, ceza yarı oranında artırılır)

İKİNCİ KİTAP, ÜÇÜNCÜ KISIM, BEŞİNCİ BÖLÜM'de "Kamu Barışına Karşı Suçlar" düzenlenirken, yine yasallık / ölçülülük / orantılılık ilkeleri hiçe sayılmıştır. Örneğin, 214. maddenin 1. fıkrasına göre, "suç işlemek için tahrikte bulunan" kişiye, (tahrike konu suçun cezasıyla ilgili bir ölçü konulmadan) en az altı ay ceza verilmesi gerekiyor. Böyle, ölçüsüz ve orantısız bir düzenleme kabul edilemez.

Ayrıca, 215. madde ile, "işlenmiş bir suç ve suçluyu övmek" suç sayılırken, aynı yol izleniyor. Övüldüğü kabul edilen suçun niteliği ve cezasıyla ilgili hiçbir ayrım yapılmıyor. Toplumsal inceleme ve araştırmaları, bilimsel tartışmaları bile suç sayan otoriter bir anlayış getiriliyor. Örneğin, 12 Mart'ı, 12 Eylül'ü incelerken, o gün yargılanıp cezalandırılan o kişilerle ilgili değerlendirmeler, işlenmiş bir suçu veya suç işlemiş kişiyi övmüş olmak tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır.

217. maddedeki "kanunlara uymamaya tahrik" suçu da son derece geniş tutulmuştur. Sadece ceza yasası esas alınmalı ve tahrik edilecek suçun cezası ile ilgili bir ölçü konmalıydı.

Bugünkü 312. maddenin karşılığı olan "halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama" başlıklı 216. madde "sosyal sınıf" sözcükleriyle başlıyor. Öncelikle, bu bölüm madde metninden çıkarılmalıdır. Artık dünyada sosyal sınıflarla ilgili düşmanlığa tahrik olasılığı ve tehlikesi kalmamıştır. Böyle bir düzenleme, durup dururken sorun yaratır. Halkın diğer kesimleriyle ilgili düzenleme de yanlış olmuştur. "Halkı kin ve düşmanlığa tahrik" yerine "Halk arasında kin ve düşmanlığı tahrik" denilmesi daha doğruydu. (Prof. Dr. Zeki Hafızoğulları, TBB Dergisi, 2004 Kasım / Aralık, sh. 97) Bu maddenin 2. fıkrasındaki "halkın bir kısmını aşağılama" ve 3. fıkrasındaki "dini değerleri aşağılama" suçları sorun yaratmaya gebedir. Kimler, hangileri, ne kadarı "halkın bir kısmı" sayılacaktır? Ve asıl önemlisi, 3. fıkra ile hangi değerler korunacaktır? Bu düzenleme, açıkça yasallık ilkesine aykırıdır.

Özellikle, 215 ve 216/3'te yer alan düzenleme çok tehlikelidir. Örneğin, etik açıdan ötenaziyi savunamazsınız veya kürtajda yasayla belirlenen süreye karşı çıkamazsınız. Bu nedenle, "bir suçu ve işlenmiş suçtan dolayı bir kişiyi övme" tanımı belirsiz ve tehlikelidir. Aynı şekilde, 216/3'te yer alan "bir kesimin benimsediği dini değerleri aşağılama" tanımı yetersiz ve tehlikelidir.

Sonuç olarak, Avusturya Ceza Yasası'nın 283 ve Alman Ceza Yasası'nın 130. maddesinden esinlenerek (TCK 312 yerine) düzenlendiği anlaşılan, 216. maddenin 1 ve 2. fıkraları soyutluktan yine kurtarılamamıştır. Dolayısıyla, sorunlara yol açacaktır.

Örgüt Propagandası
Madde 220/8: Örgütün veya amacının propagandasını yapan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçun basın ve yayın yolu ile işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.

220. maddede kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla örgüt kurulması yasaklandığı gibi, son fıkrada bu örgütün veya amacının propagandası yasaklanıyor. Ayrıca, propaganda suçunun basın yayın yoluyla işlenmesi durumunda, yine cezanın yarı oranında artırılacağı belirtiliyor.

Müstehcenlik
Madde 226: (1) a) Bir çocuğa müstehcen görüntü, yazı veya sözleri içeren ürünleri veren ya da bunların içeriğini gösteren, okuyan, okutan veya dinleten,
b) Bunların içeriklerini çocukların girebileceği veya görebileceği yerlerde ya da alenen gösteren, görülebilecek şekilde sergileyen, okuyan, okutan, söyleyen, söyleten,
c) Bu ürünleri, içeriğine vakıf olunabilecek şekilde satışa veya kiraya arz eden,
d) Bu ürünleri, bunların satışına mahsus alışveriş yerleri dışında, satışa arz eden, satan veya kiraya veren,
e) Bu ürünleri, sair mal veya hizmet satışları yanında veya dolayısıyla bedelsiz olarak veren veya dağıtan,
f) Bu ürünlerin reklamını yapan,
Kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis ve adlî para cezası ile cezalandırılır.
(2) Müstehcen görüntü, yazı veya sözleri basın ve yayın yolu ile yayınlayan veya yayınlanmasına aracılık eden kişi altı aydan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.
(3) Müstehcen görüntü, yazı veya sözleri içeren ürünlerin üretiminde çocukları kullanan kişi, beş yıldan on yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Bu ürünleri ülkeye sokan, çoğaltan, satışa arz eden, satan, nakleden, depolayan, ihraç eden, bulunduran ya da başkalarının kullanımına sunan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.
(4) Şiddet kullanılarak, hayvanlarla, ölmüş insan bedeni üzerinde veya doğal olmayan yoldan yapılan cinsel davranışlara ilişkin yazı, ses veya görüntüleri içeren ürünleri üreten, ülkeye sokan, satışa arz eden, satan, nakleden, depolayan, başkalarının kullanımına sunan veya bulunduran kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.
(5) Üç ve dördüncü fıkralardaki ürünlerin içeriğini basın ve yayın yolu ile yayınlayan veya yayınlanmasına aracılık eden ya da çocukların görmesini, dinlemesini veya okumasını sağlayan kişi, altı yıldan on yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.
(6) Bu suçlardan dolayı, tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.
(7) Bu madde hükümleri, bilimsel eserlerle; üçüncü fıkra hariç olmak ve çocuklara ulaşması engellenmek koşuluyla, sanatsal ve edebi değeri olan eserler hakkında uygulanmaz.

Öncelikle, "müstehcenlik" deyimi yeterli ve belirli bir tanımı içermiyor. Belki, müstehcenlik yerine "pornografi" denilmesi daha doğru olurdu. Ayrıca, müstehcenlik konusunda, genel bir hukuka uygunluk nedeni belirlenip kabul edilmelidir. Sanat, bilim ve haber verme gibi etkinlik ve çalışmaları koruyucu bir çözüm üretmek gerekir. Bu yapılmadıkça 226. madde sorunlara yol açacaktır.

Ayrıca, getirilen düzenleme, satış ve dağıtımı yapan gazete bayileri gibi kişiler açısından risk yaratmaktadır. Maddenin 1. fıkrasının (c) bendindeki "Bu ürünleri içeriğine vakıf olunabilecek şekilde satışa veya kiraya arz eden" ifadesi, eylemi tanımlamakta yetersizdir. Çünkü, bu ürünlerin tamamı kapalı poşet veya kapaklı kutu içinde satışa sunulmaktadır. Dış görünüşten veya kapağındaki resimlerden içeriğini bilmek kolaylıkla mümkün olabilir. Ve aslında madde, bu tip ürünlerin 18 yaşından büyüklere, seks-shop gibi yerlerde satışa sunulmasına imkan vermektedir. Bu durum (c) bendi ile çelişki yaratmaktadır.

Diğer yandan 2. fıkrasındaki "yayınlanmasına aracılık etmek" ifadesi çok geniş yorumlanıp yayın ile ilgisiz bir çok kişinin bu suçun faili olması sonucunu doğurabilir. Örneğin baskıda kullanılan kağıt ve benzeri hammaddeleri sağlayan, dağıtan, nakil eden kişiler asıl fail ile birlikte bu suçtan yargılanabilir. Yayınlanmasına aracılık eden ifadesi madde metninden çıkarılmalıdır.

Maddenin 4. fıkrasındaki "doğal olmayan yoldan yapılan cinsel davranışlar" ifadesi kişiye ve zamana bağlı olarak değer yargılarına göre değişebilir. Günümüzde bazı AB ülkelerinde aynı cinsten insanların birlikteliği yasal olarak tanımakta, bir çok yerli veya yabancı ünlü müzisyen ve sanatçılar homoseksüel ilişkilerini gizlememektedirler. Bunlardan biri hakkındaki masum bir magazin haberinin, doğal olmayan cinsel davranış olarak yorumlanıp maddenin en ağır cezası ile cezalandırılması mümkündür. " Doğal olmayan yoldan cinsel davranış ifadesi madde metninden çıkarılmalıdır.

Fiyatları Etkileme
Madde 237: (1) İşçi ücretlerinin veya besin veya malların değerlerinin artıp eksilmesi sonucunu doğurabilecek bir şekilde ve bu maksatla yalan haber veya havadis yayan veya sair hileli yollara başvuran kimseye üç aydan iki yıla kadar hapis ve adlî para cezası verilir.
(2) Fiil sonucu besin veya malların değerleri veya işçi ücretleri artıp eksildiği takdirde ceza üçte biri oranında artırılır.
(3) Fail, ruhsatlı simsar veya borsa tellalı ise ceza ayrıca sekizde bir oranında artırılır.

Fiyatları etkileme başlıklı bu madde ile işçi ücretlerinin ve malların değerinin artıp eksilmesine yol açacak "yalan haber" yayını yasaklanıyor. Bu düzenleme, ekonomiyle ilgili incelemeler ve ekonomik duruma ilişkin haberler için kullanılabilecek, dolayısıyla demokrasi açısından çok ciddi bir tehdit oluşturabilecektir.

Bu konulara ilişkin haberlerden hepsinin nasıl "yalan" sayılacağı ve yalan olduğunun nasıl saptanacağı belli değildir. Örneğin, Türkiye'de işçi ücretlerinin çok düşük olduğu, uzunca bir süredir reel değer kaybettiği söylense, bu saptamanın "yalan" olduğuna kim karar verecektir? Toplumda önemli bir kesim açlık sınırı altında yaşarken, ücretlerin yükselmesine yol açmak ve bunu amaçlamak, nasıl ve niye suç olacaktır?

İftira
Madde 267/1-9: (1) Yetkili makamlara ihbar veya şikayette bulunarak ya da basın ve yayın yoluyla, işlemediğini bildiği halde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(9) Basın ve yayın yoluyla işlenen iftira suçundan dolayı verilen mahkûmiyet kararı, aynı veya eşdeğerde basın ve yayın organıyla ilan olunur. İlan masrafı, hükümlüden tahsil edilir.

Pişmanlık
Madde 269/5: Önceki 4 fıkra ile etkin pişmanlık durumunda cezanın beşte dördüne kadar indirileceği belirtilirken, basınla ilgili bu fıkrada "İftira suçunun basın ve yayın yoluyla işlenmesi halinde, bu madde hükümleri uygulanmaz." deniliyor.

Yasanın "iftira" başlıklı 267. maddesi, 269. maddeyle birlikte, basına duyulan öfkenin tipik bir örneğidir. Alt komisyon, bu suçla ilgili 80 yıllık birikimi hiçe sayıp Dönmezer taslağı ile hükümet tasarısını da atlayarak, madde metnine "basın ve yayın yoluyla" sözcüklerini eklemiştir. Hemen belirtelim ki, bu ekleme çok önemli sonuçlar verebilecektir.

Artık, "iftira" suçunun oluşması için, "adliyeye veya durumu adliyeye bildirmekle görevli bir makama" ihbar ve şikayet etmiş olmak aranmayacak. Vurgun / soygun haberini salt yayımlamış olmak yeterli sayılacak ve bu yayın nedeniyle, ilgili kişi hakkında savcılığın soruşturma başlatması değil, bağlı olduğu disiplin kurulunun soruşturma başlatması bile gazetecinin 1 yıldan 4 yıla kadar cezalandırılmasına yol açacaktır.

Yapılan düzenleme kesinlikle yanlıştır. Bir kere, "iftira" mevcut yasada ve yeni yasada "adliyeye karşı suçlar" bölümünde yer alıyor. Yani, bu suç tipiyle adliyenin yanıltılması önlenmek isteniyor. Demek ki, disiplin suçunu ilgilendiren eylemler, bu maddeye giremez, girmemelidir.

İkincisi, suç sayılan bir eylemle, disiplin suçunu gerektirecek bir eylemi bir insana yüklemenin, aynı değerde sayılması ve ikisi için de 1 yıldan 4 yıla kadar ceza öngörülmesi olacak şey değildir. Kabul edilemez.

Ve asıl önemlisi, "iftira" için mutlaka yetkili makama başvuruda bulunulmuş olması aranmalıdır. Nitekim, mevcut yasa ve yerleşmiş uygulama bu yöndedir. Eylemin basın yayın yoluyla yöneltilmesinin "iftira" sayılması, vurgun ve soygunla mücadelenin önünü keser. Elbet, yapılan yayın yanlış olabilir, haksız olabilir. Bu durum cevap ve düzeltme yoluyla veya tazminat davasıyla onarılır. Yayınlanan gerçeğe aykırı haber nedeniyle, masum bir insan soruşturmaya uğramıştır diye, gazeteciyi iftiradan mahkum etmek, demokrasiyi öldürür. Bu düzenleme, açık ve saydam toplum anlayışıyla bağdaşmaz. Sonuçta iletişim (basın) özgürlüğü boğulmuş olur, haksızlıklar ve yolsuzluklar korunmuş olur.

Ayrıca, yine "iftira" suçuyla ilgili 269. madde, basına duyulan "düşmanlığı" apaçık sergiliyor. Madde, yaptığı haksızlığı düzelten faile daha az ceza verileceğini belirterek, eylemin yaratacağı zararı azaltmayı amaçlıyor. Bu düzenleme, ceza siyaseti bakımından doğrudur. Dolayısıyla, etkin pişmanlık bir indirim nedeni sayılmalıdır.

Ama, alt komisyon basına çok kızdığı için, etkin pişmanlık başlıklı 269. maddenin 5. fıkrasında, "suçun basın yayın yoluyla işlenmesi halinde, bu madde hükümleri uygulanmaz" deniyor. Böylece, gazetecileri mutlaka cezalandırma yolundaki kararlılık, zararı azaltma amacını terk ettiriyor. Ve suç siyaseti ile hukuka kesinlikle aykırı bir yol izleniyor.

Gizliliği İhlal
Madde 285: (1) Soruşturmanın gizliliğini alenen ihlal eden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak, soruşturma aşamasında alınan ve kanun hükmü gereğince gizli tutulması gereken kararların ve bunların gereği olarak yapılan işlemlerin gizliliğinin ihlali açısından aleniyetin gerçekleşmesi aranmaz.
(2) Kanuna göre kapalı yapılması gereken veya kapalı yapılmasına karar verilen duruşmadaki açıklama veya görüntülerin gizliliğini alenen ihlal eden kişi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır. Ancak, bu suçun oluşması için tanığın korunmasına ilişkin olarak alınan gizlilik kararına aykırılık açısından aleniyetin gerçekleşmesi aranmaz.
(3) Bu suçların basın ve yayın yoluyla işlenmesi halinde, ceza yarı oranında artırılır.
(4) Soruşturma ve kovuşturma evresinde kişilerin suçlu olarak damgalanmalarını sağlayacak şekilde görüntülerinin yayınlanması halinde, altı aydan iki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

Gizliliğin İhlali başlıklı bu madde ile ölçülülük ve orantılılık ilkesi aşılmıştır. Elbet, soruşturmanın gizliliğini korumak gerekir, kapalı yapılmasına karar verilen duruşmadaki açıklamaların yayınlanmaması gerekir. Ama, özellikle basın için, cezanın 1,5 yıldan başlatılması çok ağır yaptırımdır. Makul sayılacak bir düzeye çekilmelidir.

Özellikle, 4. fıkra tehlikelidir. "Soruşturma ve kovuşturma evresinde kişilerin suçlu olarak damgalanmalarını sağlayacak şekilde görüntülerinin yayınlanması" ne demektir? Eğer, sanıkların getirilip / götürülüşü kastediliyorsa, kamu görevlileri ve kamuya mal olmuş kişiler yönünden bu görüntülerin çekilmesi / yayınlanması niye yasak olsun? Eğer, getirip / götürmede kolluk güçleri kural dışı davranıyorsa, bu bir haber değil midir? Ve hangi görüntü "suçlu olarak damgalayıcı" sayılacak, buna kim karar verecektir?

Elbet, asıl önemlisi, bu madde "adliyeye karşı suçlar" bölümünde yer almıştır. Oysa, 3. fıkra masumiyet ilkesi ve kişilik hakları ile ilgilidir. Böyle bir bölümde yeri olamaz. Sadece, duruşma içinde görüntü alınması yasaklanabilirdi. Duruşmada çekim, sanık ve tanıkların gösteri yapmasına yol açtığı için, yani yargılamanın selameti için yasaklanabilirdi. Düzenlemenin böyle yapılması ve 3. fıkranın kaldırılması gerekir. Aksi halde, kamuoyunun bildiği kişilerin mevcut resimlerinin bile yasaklanmasına yol açılır. Mutlaka düzeltilmelidir.

Yargılamayı Etkileme ve Teşebbüs
Madde 288: (1) Bir olayla ilgili olarak başlatılan soruşturma veya kovuşturma kesin hükümle sonuçlanıncaya kadar savcı, hakim, mahkeme, bilirkişi veya tanıkları etkilemek amacıyla alenen sözlü veya yazılı beyanda bulunan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Bu suçun basın ve yayın yolu ile işlenmesi halinde verilecek ceza yarı oranında artırılır.

5187 Sayılı Yasa
Madde 19: Hazırlık soruşturmasının başlamasından takipsizlik kararı verilmesine veya kamu davasının açılmasına kadar geçen süre içerisinde, Cumhuriyet savcısı, hakim veya mahkeme işlemlerinin ve soruşturma ile ilgili diğer belgelerin içeriğini yayımlayan kimse, ikimilyar liradan ellimilyar liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır. Bu ceza, bölgesel süreli yayınlarda onmilyar liradan, yaygın süreli yayınlarda yirmimilyar liradan az olamaz.
Görülmekte olan bir dava kesin kararla sonuçlanıncaya kadar, bu dava ile ilgili hakim veya mahkeme işlemleri hakkında mütalaa yayımlayan kişiler hakkında da birinci fıkrada yer alan cezalar uygulanır.

5187 sayılı Basın Yasası'nın 19. maddesindeki para cezası yetersiz görülmüş olacak ki, "Adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs" başlıklı 288. madde ile 9 aydan 3 yıla kadar hapis cezası öngören bir düzenleme getirilmiştir. Böylece, Basın Yasası'nın 19. maddesine göre açılmış soruşturma ve davaların yarattığı şaşkınlık geçmeden, gazeteciler için hapis cezası tehdidi gündeme girmiştir.

Bu durumda, yazılı basın ile işitsel ve görsel yayın için farklı uygulamalar doğacaktır. Yazılı basın TCY'nın 288. maddesi ile Basın Yasası'nın 19. maddesinin tehdidi altında kalırken, görsel ve işitsel yayın yalnız 288. maddeye bağlı tutulacaktır. Yani görsel, işitsel yayın (mütalaa niteliği taşımamak kaydıyla) içerik yayınlamakta özgür olacak, ama bu imkan yazılı basına kapalı kalacaktır. Sırf bu tutarsızlık bile, yapılan düzenlemenin yanlış olduğunu gösteriyor.

Beslenmeyi Engelleme
Madde 298/2: Hükümlü ve tutukluların beslenmesini engelleyenler hakkında iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası verilir. Hükümlü ve tutukluların açlık grevine veya ölüm orucuna teşvik veya ikna edilmeleri ya da bu yolda kendilerine talimat verilmesi de beslenmenin engellenmesi sayılır.

Beslenmenin engellenmesi ile ilgili bu maddenin 2. fıkrası "açlık grevine ve ölüm orucuna teşviki" suç sayarken, yasallık ilkesine uygun bir tanım getirmiyor. Dolayısıyla, cezaevinde yaşanan olayın haberini vermek, açlık grevine teşvik sayılabilecektir.

Cumhurbaşkanına Hakaret
Madde 299: (1) Cumhurbaşkanına hakaret eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Verilecek ceza, suçun alenen işlenmesi halinde, altıda biri; basın ve yayın yolu ile işlenmesi halinde, üçte biri oranında artırılır.
(3) Bu suçtan dolayı kovuşturma yapılması, Adalet Bakanının iznine bağlıdır.

Devlet Organlarını Aşağılama
Madde 301: (1) Türklüğü, Cumhuriyeti veya Türkiye Büyük Millet Meclisini alenen aşağılayan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini, Devletin yargı organlarını, askerî veya emniyet teşkilatını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Türklüğü aşağılamanın yabancı bir ülkede bir Türk vatandaşı tarafından işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte bir oranında artırılır.
(4) Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.

Mevcut yasadaki 158 ve 159. maddenin karşılığı olan bu maddelerden ilkiyle cumhurbaşkanına hakaret suçu düzenlenirken, 301. madde ile TBMM'ni, hükümeti ve diğer devlet organlarını, Türklüğü, Cumhuriyeti "alenen aşağılama" suçu düzenleniyor.

Bir kere, 125 ve 299. maddelerde "hakaret" sözcüğü kullanılırken, uygulamada en çok karşılaşılacak 301. maddede "aşağılama" sözcüğünün kullanılması kesinlikle yanlıştır. Böyle bir düzenleme mevcut 159. maddeden daha çok sorun yaratacaktır. Çünkü, "aşağılama" sözcüğü, her türlü "küçük düşürücü" değerlendirme ve eleştirileri kapsayacak biçimde yorumlanacaktır.

Altını çizerek belirtmeliyiz ki, gelişen dünyadan, devletin organlarını aşağılama veya tahkire karşı koruma anlayışı terk edilmektedir. Bu nedenle, özellikle 301. maddeyi, demokratik bir hukuk devleti için, kabul edebilmek mümkün değildir.

Ayrıca, devletin erklerini korumak yerine "teşkilatı" korumaya kalkmak, özgürlük alanını iyice daraltacaktır. Ve 301. maddenin 3. fıkrasındaki "Türklük" kavramı, gerekçeyle birlikte yorumlanacak olursa, büyük sorunlar yaratacaktır.

Maddenin sonuna eklenen 4. fıkra, kesinlikle eleştiri hakkını koruyamayacaktır. Kaldı ki, gazeteci eleştiri dışında, haber verme hakkını kullanan kişidir. Salt eleştiriyi hukuka uygunluk nedeni saymak, haber vermeyi güvencesiz kılacaktır. Ve aşağılama kastının belirsizliği karşısında, mevcut 159. maddeden daha kötü uygulama örnekleri yaşanacaktır.

Oysa, "kurumsallığına dokunmadan eylem ve işlemlerinden ötürü siyasal iktidarları beğenmemek, kötülemek, yermek ve gene devletin bizzat erklerine saldırmadan, kamu idaresinin eylem ve işlemlerini, bu sınırlar içinde kalarak isteyenin istediği biçimde değerlendirmesi, demokratik, toplumsal - siyasal hayatın olmazsa olmazıdır. Kamu idaresinin eylem ve işlemlerinde bir dokunulmazlığı yoktur." "Kanunun 301. maddesi …gerekçede aksi iddia edilse bile, iletişim (ifade özgürlüğü) alanını belirsiz bir biçimde daraltmıştır. Özellikle, siyasi çekişmelerin çok yoğunluk kazandığı günümüzde, … ifade hürriyeti, eskiden olduğundan daha çok, bilirkişilerin insafına terkedilmiş olacaktır." (Hafızoğulları, agm., sh. 98, 99) Tehlike büyüktür. Düşünülmesi ve düzeltilmesi gerekir.

Savaşa Tahrik
Madde 304: (1) Türkiye Cumhuriyeti Devletine karşı savaş açması veya hasmane hareketlerde bulunması için yabancı devlet yetkililerini tahrik eden veya bu amaca yönelik olarak yabancı devlet yetkilileri ile işbirliği yapan kişi, on yıldan yirmi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Tahrik fiilinin basın ve yayın yolu ile işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte bir oranında artırılır.
(2) Bu madde uygulamasında, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin güvenliğine karşı suç işlemek üzere oluşturulmuş örgütlerin doğrudan veya dolaylı olarak desteklenmesi, hasmane hareket olarak kabul edilir.
(3) Bu maddede tanımlanan suçun işlenmesi dolayısıyla tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.

"Devlete Karşı Savaşa Tahrik" başlığını taşıyan 304. madde, "hasmane hareketler için tahriki" de suç sayıyor. "Türkiye'ye karşı hasmane hareketlerde bulunması için yabancı devlet yetkililerini tahrik" tanımı, yasallık ilkesine hiç uygun olmayan, soyut bir tanımdır. Özellikle, Türkiye'deki ABD karşıtlığının, ABD yetkililerince büyük sorun sayıldığı düşünülürse, tehlikenin büyüklüğü kolayca anlaşılır. Yabancı devletlere yönelik her eleştiri, 10 yıldan 20 yıla kadar hapis tehdidini gündeme getirebilir. Ve suç basın yoluyla işlenmişse, cezanın 1/3 oranında artırılacağını ayrıca belirtmek gerekir. Doğaldır ki, bu düzenleme çok tehlikelidir.
Milli Yararlara Karşı Hareket
Madde 305: (1) Temel milli yararlara karşı fiillerde bulunmak maksadıyla veya bu nedenle, yabancı kişi veya kuruluşlardan doğrudan doğruya veya dolaylı olarak kendisi veya başkası için maddi yarar sağlayan vatandaşa, üç yıldan on yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adlî para cezası verilir. Yarar sağlayan veya vaat eden kişi hakkında da aynı cezaya hükmolunur.
(2) Fiilin savaş sırasında işlenmiş ya da yararın basın ve yayın yoluyla propaganda yapmak için verilmiş veya vaat edilmiş olması halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(3) Suç savaş hali dışında işlendiği takdirde, bu nedenle kovuşturma yapılması Adalet Bakanının iznine bağlıdır.
(4) Temel milli yararlar deyiminden; bağımsızlık, toprak bütünlüğü, milli güvenlik ve Cumhuriyetin Anayasada belirtilen temel nitelikleri anlaşılır.

Madde başlığında "hareket" denilmesine ve 2 fıkrada "fiil" sözcüğü kullanılmasına rağmen, bu madde "hareketi" cezalandırmıyor. Kısacası, madde başlıkla hiç bağdaşmıyor. "Milli yararlara aykırı fillerde bulunmak maksadıyla" (yani fiil gerçekleşmeden) sırf bu maksatla yabancıdan maddi yarar sağlamış olmak, 3 yıldan 10 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırmayı gerektiriyor. Oysa, ceza hukukunun temel kuralı, hareket olmadan ceza olmaz kuralıdır. Ama, yapılan düzenleme bu temel kuralı çiğniyor.

Ayrıca, aynı maksatla hareket etmek için, maddi desteği bir Türk'ten sağlamak suç sayılmadığı gibi, bir yabancının aynı maksatla bu işi yapması da suç sayılmıyor. Çünkü, yalnız "vatandaş" olanların bu suçu işleyebileceği kabul ediliyor. Ve milli yarar deyiminden, "cumhuriyetin anayasada belirtilen temel nitelikleri"nin anlaşılacağı belirtiliyor.

İstenilen her durumda uygulanabilecek, böylesine soyut bir maddenin büyük sorunlar yaratacağı açıktır. Doğrudan bilim, araştırma ve inceleme özgürlüğü tehdit altında olacaktır. Örneğin, uluslararası bir kuruluştan sağlanacak destekle yapılacak incelemeler için kolaylıkla uygulanabilecektir. Düzenleme, tam otoriter bir anlayışın ürünüdür. Çok tehlikelidir. Mutlaka değiştirilmelidir.

Askerlikten Soğutma
Madde 318: (1) Halkı, askerlik hizmetinden soğutacak etkinlikte teşvik veya telkinde bulunanlara veya propaganda yapanlara altı aydan iki yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) Fiil, basın ve yayın yolu ile işlenirse ceza yarısı oranında artırılır.

Madde, halkı askerlikten soğutacak şekilde "teşvik ve telkini" cezalandırıyor. Ve suç basın yoluyla işlenmişse, verilecek cezanın yarı oranında artırılması öngörülüyor. Ancak, AİHM kararına göre, buradaki müdahalenin ve yaptırımın ölçüsüz olduğunu kabul etmek gerekiyor. En azından, barış zamanında vicdani ret düşüncesinde olanlar için, bir çözüm üretilmesi gerekir. Hiç değilse, eylemde halkı askerlikten soğutmaya elverişliliğin aranması, bilim ve sanat alanı için bir hukuka uygunluk nedeni konulması gerekir. Aksi halde, bu düzenleme ölçüsüz bir düzenleme sayılacaktır. Değiştirilmelidir.

Savaşta yalan Haber
Madde 323: (1) Savaş sırasında kamunun endişe ve heyecan duymasına neden olacak veya halkın maneviyatını sarsacak veya düşman karşısında ülkenin direncini azaltacak şekilde asılsız veya abartılmış veya özel maksada dayalı havadis veya haber yayan veya nakleden veya temel milli yararlara zarar verebilecek herhangi bir faaliyette bulunan kimseye beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) Eğer fiil;
a) Propagandayla,
b) Askerlere yönelik olarak,
c) Bir yabancı ile anlaşma neticesi,
İşlenmişse, verilecek ceza on yıldan yirmi yıla kadar hapistir.
(3) Fiil, düşmanla anlaşma neticesi işlenmişse müebbet hapis cezası verilir.
(4) Savaş zamanında düşman karşısında milletin direncini tehlikeyle karşı karşıya bırakacak şekilde yabancı paraların değerini düşürmeye veya itibarı amme kağıtlarının değeri üzerinde etki yapmaya yönelik hareketlerde bulunan kimseye beş yıldan on yıla kadar hapis ve üçbin güne kadar adlî para cezası verilir.
(5) Dördüncü fıkrada yazılı fiil, bir yabancı ile anlaşma sonucu işlenmişse ceza yarısı; düşmanla anlaşma sonucu işlenmiş ise bir katı oranında artırılır.

Güvenlik Bilgileri Temini
Madde 327: (1) Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri temin eden kimseye üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) Fiil, savaş sırasında işlenmiş veya Devletin savaş hazırlıklarını veya savaş etkinliğini veya askerî hareketlerini tehlikeye koymuşsa müebbet hapis cezası verilir.

Siyasal Yarara İlişkin Bilgileri Açıklama
Madde 329/1: Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri açıklayan kimseye beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.

Yasak Bilgiyi Temin
Madde 334: (1) Yetkili makamların kanun ve düzenleyici işlemlere göre açıklanmasını yasakladığı ve niteliği bakımından gizli kalması gereken bilgileri temin eden kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) Fiil, Devletin savaş hazırlıklarını veya savaş etkinliğini veya askerî hareketlerini tehlikeyle karşı karşıya bırakmış ise faile beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.

Yasak Bilgiyi Açıklama
Madde 336: (1) Yetkili makamların kanun ve düzenleyici işlemlere göre açıklanmasını yasakladığı ve niteliği bakımından gizli kalması gereken bilgileri açıklayan kimseye üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) Fiil, savaş zamanında işlenmiş veya Devletin savaş hazırlıklarını veya savaş etkinliğini veya askerî hareketlerini tehlikeye sokmuş ise faile on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası verilir.
(3) Fiil, failin taksiri sonucu meydana gelmiş ise, birinci fıkrada yazılı olan halde faile altı aydan iki yıla, ikinci fıkrada yazılı halde üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası verilir.

Belgeleri Elde Bulundurma
Madde 339: (1) Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgileri veya yetkili makamların açıklanmasını yasakladığı ve niteliği bakımından gizli kalması gereken hususları elde etmeye yarayan ve elde bulundurulması için kabul edilebilir bir neden gösterilemeyen belgelerle veya bu nitelikteki herhangi bir şeyle yakalanan kimseye bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) Fiil, savaş zamanında işlenirse faile üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası verilir.
Yasanın İKİNCİ KİTAP, DÖRDÜNCÜ KISIM, ALTINCI BÖLÜMÜNDE, "Milli Savunmaya Karşı Suçlar" YEDİNCİ BÖLÜMÜNDE "Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk" başlığıyla (317'den 339. maddeye kadar) çeşitli suçlar düzenleniyor. Bunlardan, 323, 327, 329/1, 334, 336 ve 339. maddeleri ile iletişim (ifade ve basın) özgürlüğünü ilgilendirdiği apaçık anlaşılıyor. 323 ile "savaşta yalan haber", 327 ile "devletin siyasal yararlarına ilişkin bilgileri temin, 329/1 ile bu bilgileri açıklama, 334 ile yasaklanan bu bilgileri temin, 336 ile bu bilgileri açıklama ve 339 ile bu bilgileri elinde bulundurma suç sayılıyor.

Maddelerde yer alan "abartılmış veya özel maksada dayalı havadis veya haber", "milli yararlara zarar verebilecek herhangi bir faaliyet", "yabancı paraların değerini düşürmeye … yönelik hareket", "iç ve dış siyasal yararlara aykırılık" gibi tanımlar belirsizdir, kesinlikle yasallık ilkesine aykırıdır. "Niteliği itibariyle gizli tutulması gereken bilgi" nedir? "Nitelik" neyi ifade edecektir? Her bir idari birimin, "gizli" saydığı bilgiler olabilir. Bunların hepsi aynı değerde sayılamaz. "Devletin siyasal yararı" nedir, kime göre şekillenecektir? Bu maddelerde, kesinlikle yasallık ve açıklık yoktur. Tehlikelidir. Değiştirilmelidir.

Ayrıca, yeni yasanın "Yabancı Devletlerle Olan İlişkilere Karşı Suçlar" başlıklı İKİNCİ KİTAP, DÖRDÜNCÜ KISIM, SEKİZİNCİ BÖLÜMÜNDE (340, 341 ve 342. maddeler) yabancı devlet başkanlarına, yabancı bayrağa ve yabancı devlet temsilcilerine karşı suçlar yer alıyor. Dolayısıyla, eleştiri / tahkir değerlendirmesi yönünden, bu maddeler de iletişim (ifade ve basın) özgürlüğünü ilgilendiriyor.

Sonuç olarak, Yeni Ceza Yasası, belli bir felsefi temele dayanmadığı gibi, kendi içinde bütünlüğü olmayan, sistematiği bozuk, dili kesinlikle özensiz, cezaları ölçüsüz ve keyfiliğe açık bir yasadır. Oysa kanunilik (yasallık) ilkesi uyarınca, kişi hak ve özgürlüklerinin korunabilmesi için, suçların ve temel kavramların yalnızca yasada gösterilmiş olması yetmez. Ayrıca, bunların farklı anlayış ve yorumlara yol açmayacak biçimde, doğru, açık ve net olarak tanımlanmaları gerekir.

Hemen belirtelim ki, yorum ve uygulama farklılıklarından doğacak sorunlar, söylendiği gibi içtihatlarla düzeltilemez. Çünkü, açılacak soruşturmalar ve yargılama süreci uzun bir zaman alacağı gibi, bu aşama bitmeden 5235 sayılı yasa yürürlüğe girecektir. Dolayısıyla, Yeni Türk Ceza Yasası'nın basın / yayınla ilgili birçok maddesi Yargıtay'a gitmeden, istinaf incelemesi ile kesinleşecektir. Unutmayalım ki, yargı bağımsızlığı Türkiye'nin temel bir sorunudur. Ve istinaf mahkemelerinin bağımsızlığı konusunda çok ciddi kuşkular yaşanacaktır. Bu durum, yasallık ilkesine uymayan düzenlemelerin keyfi biçimde uygulanmasına yol açacaktır. Durum açıktır. Tehlike büyüktür. Bu nedenle, yasanın yürürlüğe girmesi (bir yasayla) en az 6 ay ertelenmeli veya sorun yaratabilecek maddeler ivedilikle değiştirilmelidir.

Yapılacak çalışmalara katılmayı görev sayacağımızı, gerekirse her madde için öneri hazırlayıp sunacağımızı belirtiyor, durumu takdirlerinize sunuyoruz.

Saygılarımızla. 23.03.2005"

İsmail Kahraman
Anadolu Gazete Sahipleri
Türkiye Temsilcisi ve Basın İlen Kurumu Gene Kurul Üyesi
AGRT Yayıncılar Birliği Genel Başkanı


------------------------------------------------------------------